Soléil, bir marka fikrinden önce bir fark ediş olarak doğdu. Yorgunluğunu kabul edip yine de kendine zaman ayıramayan bir yerden.
Koşmanın, yetişmenin ve her şeye yetmenin normal sayıldığı bir dünyada; dinlenmenin ertelendiği, kendine alan açmanın lüks sanıldığı bir yerden.
''Uzun süre insanlara iyi gelebilmek için kendi alanımı geri plana attım. Empati yapabildim, idare edebildim, güçlü göründüm. Ama kendime ayırmadığım her an, bedende ve zihinde görünmeyen bir ağırlık olarak geri döndü.''
Soléil tam burada ortaya çıktı.
Kendime iyi gelen küçük ama somut deneyimlerin,
başkalarına da iyi gelebileceğini fark ettiğim yerde.
Soléil; acele etmeyen, iyileştirme vaadi olmayan,
ama destek olmayı önemseyen bir wellbeing alanıdır.
Burada her parça;
bedene temas eden,
sakinliği çağıran
ve gündelik hayatta gerçekten yer bulabilecek şekilde tasarlanır ve seçilir.
Soléil ritüel dayatmaz.
Bir hız önermez.
Sadece şunu hatırlatır:
Kendin için ayrılmış anlar, lüks değil ihtiyaçtır.
Soléil,
kendinle kalabildiğin anlar için var.
Ve bazen, iyi gelmek tam da buradan başlar.
Ecem Aksoy